Avcılar’ın E-5’e açılan sokaklarında, gün ışığı hâlâ denizden yana yansırken kendimi özgür bırakıyorum. Denizköşkler’in hafif esintisiyle saçlarım uçuşurken, tenimin sıcaklığı davetkâr bir çağrı gibi. Cihangir’den geçen yaya trafiği yavaşladığında, ben de tempomu yavaşlatıp seni beklemeye başlıyorum.
Firuzköy sahilinde yürürken ayak bileklerimin üstünden yükselen o hafif gerilim, Marmara Üniversitesi’nin kampüs ışıklarıyla birleşince daha da belirginleşiyor. Ambarlı’nın loş kafelerinde bir kadeh şarapla sohbet ederken, vücudumun her kıvrımı, tenimin her santimiyle sana yaklaşıyorum. Bu buluşma, sadece fiziksel bir yakınlık değil; aynı zamanda ortak bir ritim, ortak bir nefes.
İçeri girdikten sonra kapı kapandığında, geriye kalan tek şey karşılıklı arzunun sesi. Avcılar’ın sokak gürültüsü dışarıda kalırken, içerde sadece tenimin kokusu ve teninin dokunuşu kalıyor. Kısa bir süreliğine bile olsa, zamanı ve mekânı unutup tamamen birbirimize odaklanıyoruz.
