E-5’in sabah trafiği yavaşlarken ben Cihangir’den inip ilk kahvemi Ambarlı sahilinde içiyorum; dudaklarım hâlâ dün geceki tatların izini taşıyor. Denizköşkler’den yükselen ışıklar, Firuzköy’deki loş bir odanın penceresinden Marmara Üniversitesi’nin silüetine karışırken, tenimdeki her nokta sanki yeni bir davetiye gibi.
Bir arkadaşımın “mutlaka dene” demesiyle başlayan o ilk temas, dudaklarımdan aşağı kayıp en gizli kıvrımlarıma ulaştığında, dilimin ve bedenimin aynı anda titremesiyle başladı. Ağız tadını, tenin sıcaklığını, nefesin ritmini hiç acele etmeden, her seferinde biraz daha derinleştirerek birleştiriyorum; her buluşma, bir öncekiyle yarışan, daha tatlı bir anı bırakıyor.
Avcılar’da, şehir manzaralı odalarda, tadı unutulmayacak kadar yoğun bir geceye hazırım.
