Denizköşkler’den taksinin kapısını açtığımda ilk fark ettiğim şey, arka koltukta bıraktığım parfümün hâlâ içime sinmiş olması. Marmara Üniversitesi’nin arkasındaki sokaklar boş, E-5’in uğultusu uzakta kalıyor; geriye kalan tek şey, gözlerimin birini yakalaması. Bakışımı kaçırmıyorum, tam tersine ağır ağır gezdiriyorum; davetkâr, emreden, bekleyen.
Benimle birlikteyken zamanı sen belirlemiyorsun, ben söylüyorum. Ne zaman kalkıp gitmen gerektiğini, ne zaman daha yakınına sokulabileceğini, ne zaman ellerinin titremesi gerektiğini. Avcılar’ın bu sakin köşesinde, senin için ayrılmış saatler benim kurallarıma göre işliyor. Benimle ayrılana kadar o bakıştan kaçamayacaksın.
